İçme Suyu Şebekeleri

SU

Ülkemizde içme ve kullanma suyu; insanların günlük faaliyetlerinde içme, yıkanma, temizlik ve bu gibi ihtiyaçları için kullandıkları, muhtevasında bulunması gereken özellikleri TS 266 ile belirlenmiş olan sulardır. İçme suyunda hastalık yapıcı hiçbir mikroorganizma bulunmamalı;

İçme ve kullanma suyunun kalitesindeki bozulmalar çeşitli hastalıklara yol açabilmektedir. Bu yüzden içme suyunun belirli özelliklere sahip olması
gerekiyor; bunları kısaca şöyle özetleyebiliriz:

· Hastalık yapıcı mikroorganizmalar içermemelidir.
· Kokusuz, renksiz, berrak ve içimi hoş olmalıdır.
· Yeterli derecede yumuşak olmalıdır.
· Ne aşındırıcı olmalı, ne de taş yapmalıdır.
· Suda sağlığa zararlı kimyasal maddeler bulunmamalıdır.

Bazı kimyasal maddeler zehirli etki yapabilir; arsenik, kadmiyum, krom, kurşun, cıva gibi. Bunun yanında baryum, nitrat, florür, radyoaktif maddeler, amonyum, klorür gibi maddeler sınır değerlerinin üzerinde sağlığa olumsuz etkileri olan maddelerdir.

Bazı sular, yüksek düzeylerde bulunması halinde sağlık için tehlikeli olabilecek pek çok mikrobiyolojik kirleticiler içerebilmektedir. Mikrobiyolojik kirlenmeyi ise bakteriler, virüsler ve parazitler oluşturmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) gelişen ülkelerdeki hastalıkların % 80′inin su ile ilişkili olduğunu tahmin etmektedir. Günümüzde geri kalmış ülkelerde bebek ölümlerinin önemli bir nedeni bulaşıcı enfeksiyon hastalıklarıdır. Bu yüzden su hijyeni, halk sağlığı açısından çok büyük önem arz etmektedir. İçme suyu kaynaklarının hastalık yapıcı mikroorganizmalarla kirlenmesi halk sağlığını doğrudan tehdit etmektedir. Kolera mikrobu, Hepatit A virüsü ve mikroskobik parazitlerden tifo, dizanteri mikrobu gibi bakterilerin yanı sıra, çeşitli virüsler ve parazitler su kaynaklanna bulaşabilir ve pek çok salgın hastalığa neden
olabilirler.

Sudan kaynaklanan hastalıkların kontrol altında tutulması, kaynaktan başlayarak musluklarımıza ulaşıncaya kadar pek çok aşamada gerekli tedbirlerin alınması ile mümkündür.

Su sistemlerinde oluşan biyofilm tesisatlardaki büyük tehlike


Özet

Biyofilm tabakası, birbirlerine ve yüzeye tutunmuş mikroorganizma topluluğu olarak tanımlanır. Biyofilm tabakası besin maddelerini biriktirmesi, içindeki bakteriler ve mikropları dezenfektanlardan, bakterileri yiyerek beslenen canlılardan ve pH dalgalanmalarından koruması gibi birçok avantajı sunmaktadır. Su sistemlerinde bakterilerin çoğalması ve biyofilm tabakasının oluşumu halk sağlığı ve endüstri açısından büyük bir problem oluşturur. Biyofilm tabakası, şebeke suyu ileten boru ve depolarda su kalitesinin bozulması ve işletim ile ilgili sorunları beraberinde getirir. Dezenfektanlara toleransına ek olarak karmaşık fiziksel yapısı ve dinamik doğasından ötürü ölçümü, izlenmesi, kontrolü zor olmakta ve mücadele stratejilerinin etkinliğini azaltmaktadır.

Biyofilm tabakasının kontrolü, su şebeke sistemlerinin sağlıklı isletilmesinde çok büyük bir paya sahiptir.

Oluşum
Biyofilm, canlı veya cansız bir yüzeye yapışarak kendi ürettikleri polimerik yapıda jelsi bir tabaka içinde yasayan mikroorganizmaların oluşturduğu topluluk olarak tanımlanabilir. Bu jelsi tabaka, bakteri hücreleri tarafından üretilen EPS adı verilen polisakkarit bazlı bir kafestir. EPS, terminolojide “extracellular polymeric substances”, “exopolysaccharides” ya da “exopolymers” terimlerinin karşılığı olarak kullanılmaktadır. EPS’yi biyofilm tabakasında bakterilerin hücre dışına saldıkları ve onları bir arada tutan çimento gib düşünebiliriz. Birçok araştırıcı tarafından farklı tarif edilmesine karşılık biyofilm tabakasından söz edilmesi için gereken 3 temel eleman yüzey,mikroorganizma ve EPS’dir. Biyofilm tabakası çok farklı çevrelerde oluşabilirken, en basit biyofilm tabakası bile karmaşık bir dinamiğe sahiptir.

Biyofilm Tabakası
Yasam alanlarının çeşitliliği ve genişliği acısından bakteriler dünyanın en başarılı yasam formlarıdır. Su depo ve borularında az sayıda da olsa besin maddeleri ve mikroorganizmalar devamlı olarak bulunur. Bir çok çalışan, su şebekelerinde bakteriyel üreme ile suyun estetik ve hijyenik kalitesinin bozulduğunu belirtmektedir.
Lejyoner hastalığı, kiştik fibroz, kalp kası enfeksiyonu, orta kulak iltihabı, kronik prostat gibi hastalıkların etkenlerinin biyofilm ilişkili mikroorganizmalar olduğu göz önüne alınırsa tehlikenin ne kadar büyük olduğu anlaşılabilir .

Endüstriyel ya da evsel su sistemlerine gelen şebeke suyu kilometrelerce uzunlukta borulardan geçerek, bazen depolarda bekledikten sonra kullanılmaktadır. Suyun boru içindeki akış hızının azalması ya da durmasıyla biyofilm oluşumun daha hızlı gerçekleştiği bilinmektedir. Bu nedenle az kullanılan su sistemlerinde ya da bina içi tesisatta ki ölü uçlara giden borularda mikroorganizmalar daha kolay çağrılmaktadırlar. Biyofilm tabakası endüstriyel su sistemlerinde ısı değiştiricilere sıcaklık transfer veriminin düşmesine, boru çapının daralmasıyla sistem basıncının artmasına ve bunun sonucu olarak bağlantı noktalarında sızdırmaya neden olmaktadır. Mikroorganizmaların bu tabaka içinde yasarken hücre dışına saldıkları yan ve son ürünlerle mikrobiyolojik olarak indüklenen korozyon başlamakta, bu sorunlara maruz kalan enerji santrallerinin soğutma kuleleri bakım ve onarım için günlerce kapalı kalmakta ve çok büyük ekonomik kayıplara yol açmaktadır.

 

 

 

 

Çözüm !

Biyofilm tabakasına karşı klasik klorlama etkin olmuyor. Etkin olacak dozajlar tüketici sağlığını tehlikeye sokmadan yapılamıyor. Aynı zamanda klor olgunlaşmış tabakalara erişemiyor.

VENLYT biyofilm tabakasının imhasına etkin olduğu kadar sürekli kullanımda yeni oluşumu
da temelden engelliyor.

 

VENLYT bunlara karşı etkilidir.
Bakteriler
Virüsler
Mantarlar
Pestisitler
Hormonlar
Biyofilm

 

Mikroorganizma (Patojenler) imhası
VENLYT zararlı mikroorganizmalara (Patojenlere) temas halinde en kısa sürede hücrelerini parçalar.

Biyofilm İmhası
Biyolm tabakaları üretim tesislerinde çok sık rastlanan bir sorundur. Bunların temizlenmesi için agresif kimyasallar, makinalarda ve tesisatlarda çok ciddi hasar ve tahribata yol açar. VENLYT herhangi bir malzemeye zarar vermeden üretimi veya kullanımı durdurmadan biyolmleri
tamamen yok eder.

Lejyonella bakerilerine etkin çözüm
Lejyonella ’lar durgun sularda veya tesisatlarda üreyen ve suyun havaya saçılması sırasında solunum yoluyla akciğerlere girerek zatürreye yol açan bir bakteridir. İşletmeciler bu bakterinin ciddi bir tehlike oluşturduğunu çok iyi bilir. Kesin önlem isteyen bir bakteridir. Enfeksiyon halinde gereken antibiyotik tedavi yapılmaz ise ölümcül sonuçlana bilir.

Pestisit- ve Hormon-imhası
Modiye edilmiş üretim sistemlerimizde aynı zamanda içme suyunda bulunan pestisit ve hormonları imha eden bir dezenfektan üretebilirsiniz.

 

 

 

 

Mikroplara karşı etkin çözüm
Diyaframaliz Yöntemi: Avantaj ve Dezavantajları  

  • Patojenlere kesin çözüm
  • Lejyonella bakterisine kesin çözüm
  • Mevcut biyofilm tabakası imha olur
  • Sürekli kullanımda yeniden biyofilm oluşumu engellenir
  • Kalıcı etki
  • Masraflı sağlık ve tehlike önlemlerine ihtiyaç kalmaz
  • Düşük maliyetler
  • Düşük bakım maliyetleri
  • İnovatif teknoloji ve çevre dostu
  • Şok dezenfeksiyon mümkün (önleme gerek yok)
  • Yüksek enerji tasarrufu çünkü termik dezenfeksiyona gerek kalmıyor

Bir dezenfektan biyolojik olarak tamamen zararsız ve
üretimi de bu kadar düşük maliyetli ise, kıyaslanmaya hazır !

Devrim niteliğinde kimyasalsız Dezenfeksiyon Alman İçme Suyu Yönetmeliğince (TVO) “İçme ve Kullanım Suyu Dezenfektanı” olarak kullanım ruhsatlı ilk su bazlı biyolojik dezenfektandır.

AB DIN 901:2013 -12
EC 98/83
TS 266
WHO
yönetmeliklerine tamamen uygundur.

Venlyt su ve tuz dan, bizim patentimizde olan diyaframaliz hücresinde üretilir.

Bu yöntemin özelliği Anot ve Katot hücrelerinin birbirinden bir diyafram (özel kaplamalı ve geliştirilmiş membran) tarafından ayrılmış olması ve özel geliştirilmiş elektrotlarla
su moleküllerinin işlem görmesi.

Kompleks bir elekrokimyasal işlemden geçen Sole
(tuzlu su) Anot tarafından Venlyt, yüksek oksidantlı bir sıvı. (ORP 1400 mV) Katot tarafından bazik (Katolit) bir sıvı verir.

Venlyt ‘un en belirgin özelliği, mikroplara (Patojenlere) karşı çok etkin olması ve aynı zamanda çevreciliği ve maliyeti ön planda tutarak bunu başarmasıdır.

Bu etkinliği çoğunlukla yüksek bir Redoks değeri (1400 mV) sayesinde sağlar.